26 Şubat 2011

white stripes'ın white moon'u üzerine -- vidyoda duyulan hüzün paralel evrendeki bir başka hayata olamaz mı? insan farklı hayatlarıyla böylesine bir uzlaşmaya girerek -şeyler başka türlü olsaydı- başka türlü yerlere evrilecek bir hayatın özlemini duyabilir mi? her şeyden öte, başka türlü bir hayatı oluşturabilecek olan iki kişi, o an farklı hayatlar yaşamalarına rağmen "o hayat"ları için yas tutabilir mi, yaşayamamanın acısını birlikte hissedebilirler mi?

04 Nisan 2008

merkez

okuyacaginiz diyalog (yahut bakanina gore monolog) uslubu bana degisik, muhatabi da yazinin hitabinin sicaklik derecesine bakarak tahmin edebilecek zimni bir persona olarak belirlenmis, sudo-bilinc akisi yazisi olmasa da saat sabah beste yazilmasindan oturu ic sesle harmoni eden, feysbuk'a postlanmis bir yorum serisinden bocalanmistir. yil 2008, tarih subat 25 idi:

- ivet, tum sesleri susturduktan sonra benim sarkim baslasin! (burada iste moulin rouge'daki tango oluyor filan / sarkimiz: tom waits - roxanne)
- (sarki biter, anlatici belirir) uzun aradan sonra tekrar pencerene doneyim dedim.(sen kim oldugunu biliyosun) ne icin geldim? ben de pek bilemiyorum. ama dusunuyorum ki, merkezimsin.
- pardon?
- (ukalalik baslar) maurice blanchot, bulmak'in da, aramak'in da, donmek'in de devinimi gosteren kelimeler oldugunu soyler, donmek'in bu baglamda aramak'taki bukulme oldugunu ifade eder. bu sirada da bulmak'i ozu bulunmazlik olan merkezle iliski kurmak olarak tanimlar.
- yani?
- yani'si yok. tum ustte saydigim sozcukler merkez'in cevresinde yapilir. doneriz, dolaniriz, arariz, ama bu isi cevresinde dolasarak yapariz.
- neyin?
- maurice ve insanlik icin merkez'in, benim icin sen'in.
- diyosun?
- diyorum. cunku merkez'im olmasaydin, baska bir zamanda buraya tekrar gelemezdim, bu dongu'yu bozmak icin can atardim.
(esas kiz su almaya gider)
- sence abartmiyo musun canim?
- sence tefrit olmuyo mu bu? bir ay once yazdigim yorum'a tekrar sans eseri geri donmem tesaduf'un hatrina mi?
- hey alam. ardacim, saat bir olmus zaten, bu kadar karmasik konusma lutfen. asil bu vakte kadar neden gelmedigini soyle?
- etkin uzerimde buyuk, mesele sen olunca, merkez buyudukce donusum uzuyor.
- buradan nereye baglayacaksin onu cok merak ediyorum ben.
- takildim sandin ama yaniliyorsun.(gozde hoca kahkahasi) bunu diyalektik materyalizm'e baglarim: degismeyen tek sey degisimdir.
- ne bu?
- marx demislerdi ama ben de pek bilemiyorum.(burada anlatici "bakma cok konustuguma, aslinda cok yuzeyselim demeye getirir)
(kontrole gelen babanin yarattigi bosluk)
- e artik epilog varsa ona gecsek arda?
- geceyim: eskiya diye bi film vardi, izlemisindir. orada ugur yucel olurken sener sen bir seyler soyler. onu kendi versiyonumla bitirmek isterim bu yorumu:

hepimiz once topraga gidecegiz. belki once sen, sonra ben. veyahut sonra ben, once sen. once ben oldum diyelim. topraga gittikten sonra toprak olacagim. sonra bir gul olacagim. kirmizi olmasin, beyaz gul daha guzeldir. iste o beyaz gul'e bir ari konacak. kanatlari saniyede bilmemkac kere cirpan bir ari, ilkbahar gunesi altinda parlayan bir ari. iste, o ari da sen olacaksin.

-fin-

21 Mart 2008

sabit

gittigimden beri lostperver oldum. analiz etmiyorum, elestiri yapmiyorum ama birinci sezondan itibaren baslayarak bir aya yakin surede uc sezonu da bitirdim, gelismeleri izliyorum. dorduncu sezona dogru isler ask/mesk hikayesine dondu ama 2010'da bitirilecek bir diziye de sikis sokus katmadan devam ettirmek mumkun olmaz.

neyse, the constant adli bolumunu de herkes en guzel secti, kalplerinden cikardigi yaldizlari koydu.

=================

simdi ustteki sekilde bu post'a basladim ama cok igrenc bir giris oldugu icin iptal ettim. onun yerine soyle diyecegim: hayatimizin bazi sabitleri var, yok degil. bu sabitler genelde hayat'imizin en basindan beri olan seyler olabiliyor, sonradan girenler olabiliyor. kucuk yasimdaki sabitimin ne oldugunu hatirlayamiyorum, ama biraz buyudukten sonra sabitim ataturk oldu. her turk genci demeyeyim de ataturk'ten baslayip, sonra tekrar uzaklasip, sonra birden ataturk'u tekrar okudugum vakitler oldu. bu vakitlerde ataturk'e tekrar donup aforizmalarini okumaya basladigimda hep oze donmus gibi hissettim. aradaki ataturk'ten uzak gunlerimdeki arayislarimi ise hep sabit'e donus icin gerceklestirdigim adimlar olarak belledim.

ama bu sabit degisiyor. bir garip ironi ama uc yasimda sabitim olan sey, 12 yasinda sabitim olan seyle ayni olmuyor. dolayisiyla hayat'i bazi donemlere ayirip sabit'i aramak lazim. ama eger hayatin sabiti yoksa (ki ben bulamadigimdan oturu oyle diyorum) bu sabit'e de sabit demek sacma.

degil mi?

arz ederim.

meli miyim

hayata dondum. aslinda hayata donusum bundan daha once oldu. olana kadar da turkcemi kaybettim, ruhumu kitaplara sattim, simdilerde de ruhumu sattigim kitaplarin yuzlerine bakarak bana cevap vermelerini bekliyorum. azcik fransizcam oldu, ingilizcem gelisti, averaj bir ergen'in hayattaki sikintilarini ve beklentilerini tasiyorum.

le fin'den beri hayatimi rayina soktum. artik eyluldeki intihara meyyalli 'nasil olursa olsun'cu ben'i icimde oldurdum. daha dogrusu oldurmedim, etkisiz hale getirdim, uygun zaman gelince aktif hale getirip kaldigim yerden devam ederim. kendime cekiduzen vermek icin buyuk adimlar atmadim, ama adimlarimin kucuk olmadiklarini soyleme yerdenbitmeligine de girismeyecegim. stabilite dedigimiz sey hayat kurtaricisiysa da dogam geregi duzenliksizlik'e ovgu ve ozlem laflari ettigim zamanlar oluyor.

artik vuslat'i dort gozle bekler hale geldim. sona yaklasidigimi bildigim halde, bildigim seyin sonuna mi yaklastigimi bilemiyorum. bir sey'in sonunu belirken aslinda bir cok seyin sonu olabilecegini de hesaba katiyorum. hesaplarla kafayi yemedim, ama asiri-kontrollu olmak, her seyi harfi harfine hesap etmek de beni konfora ulastiriyor diyemem, kafa yordugu zamanlar cok.

eski vakitlere gore herhalde otekiler'in dediklerini daha takar hale geldim. su an bile bunu yazarken kendi-kontrollugumle acaba cok mu varoluscu melankolik siksokcu oldugumu merak ediyorum. sosyal kabullenebirlik'e ne kadar sovsem de sosyal beklentiler'e ne kadar kufur etsem de, aklimin bir kosesinde aptal gibi gorunmeyi ve sovulmeyi goze alarak kafamdakileri disariya salmami telkin etsem de icinde gectigim kitle'nin beklenti ve limitlerine bilincaltimin bir yerinde uydugumu biliyorum.

sonra sunu soruyorum: eger bilincim benim degilse, irademden nasil soz edebilirim? iradeden soz edemezsem bunu benim kendi secimimle yazdigimi mi yoksa 'yazmam gerektigi icin yazdigimi' nasil bilebilirim? agzimdan cikan sozlerin ben'i ben olarak hatirladigimdan(yani bir nevi bilincimin acildigi an) onceki zamanin uzerimdeki etkilerinin disavurumu olmadigini nasil kendime telkin edebilirim?

kaderci boyunegici uslubu duzeltmek, baskalarinin dedigi gibi zincirleri simdi'den koparmak mumkun mu? duzeltmeli miyim, koparmali miyim, bu depresif fikir teatisini bahar'in gelisi serefine ciceklerle suslemeli miyim?

31 Ekim 2007

amerikan bayragi

bugun kizin birinin tisortunde sanirsam amerikanin ilk bayraklarindan bir tanesi uzerine yazilmis su yaziyi gordum, iclendim, 'mal gene ayni mal paketinden belli yar yar' diye soylendim;

[bayrak]
bununla bir problemin mi var?
o halde cekil arkamdan, cik git buradan.


kaynak: gotum (evet, ilk cumle gercek ama ikinci cumleyi degil)

---------------------------------------------------

guncellenis:

bazen eski yazdiklarima bakinca ben'e karsi buyuk bir soguma, tiksinclikle karisik bir yabancilasma geliyor. buna "kendine yabancilasma" da denebilir.

bu yaziya bakinca da aynen oyle hissediverdim. sanki bohemya'da cilgin atan bir fransiz monseri kafa guzelken gelmis de birlik ve beraberlige ihtiyacimiz olan su gunlerde yukselen amerikan milliyetciligine comak sokmak girisiminde bulunmus gibi bir hal var. bundan oturu, "ne gotu abi? amerikanin ilk bayragi ne? ne bu be" yer vermemek icin duzenleme geregi duyuyorum:

* tisortun ustundeki halis mulis konfederasyon bayragiymis:



* tisortun ustunde de yaklasik olarak "bununla bir sorunun mu var? o zaman bir derse daha ihtiyacin var!" gibilerinden bir sey yaziyor. us history almadim, almayacagim, bir suru sikko herifin yaninda kabak gibi ortaya cikmayacagim. o yuzden neymis bu, ne oluyormus filan diyenler cikip anlatabiliyor veyahut konfederasyon bayragi diye aratip bulabilirler.

* [kulaktan duyma bilgilerle anlatayim] kabaca, 1800lerde donmus olan amerikan sivil savasi'na gonderme iceriyor. ne oluyor? guneylilerle kuzeyliler birbirine giriyor. sebep? kolelik. savastan sonra ne oluyor? kuzeylilerin istedigi federatif sistem oluyor. guneyliler ise konfederatif sistem istiyor. nedir? federatif ama daha gevsek. yani? guneyliler kendi ic islerinde daha bir ozgur, daha bi hovarda olmak istiyor. sebep? kultur nuansi.

* tisortu giyen kiz irkcilik'tan kaynakli referral ilen disiplin'e gonderildi. suspended eylenmedi fakat cumartesi okulu neyin aldi. halen yasiyor, halen bazen tisortu giyiyor, siniftaki arkadaslariyla bu referral'in haksizligini, pespayeligini, "ne irkci gondermesi ya, mis gibi konfederasyon bayragi!" diyerek birbirlerine kafa salliyorlar.